Facebook'ta Paylaş
Tweetle
Google Plus'ta Paylaş

İktisadi Büyüme Ünite 1-2-3-4 Ders Notu

  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • Beğen
0
Konuyu Beğen
1
#1
 
Ünite 1
 
İKTİSADİ BÜYÜME
 
 
İktisadi büyüme, bir ülkenin genellikle bir yıl içinde üretim kapasitesinde veya reel gayrisafi yurtiçi hâsılasında görülen ve sayısal olarak ölçülebilen reel artışlardır. Kişi başına gelir açısından bakıldığında büyüme, hem bir toplumdaki ekonomik faaliyetlerin ölçeğinde meydana gelen artışı hem de kişi başına gelir artışını ifade etmektedir. Bu yüzden büyüme, makroekonomik açıdan arz cephesinde belirlenir, Arz eğrisinin sağa kayması ya da üretim olanakları eğrisinin sağa kayması ile ifade edilir.
 
İktisadi büyüme kısa dönemli statik bir olgu değil, uzun dönemli dinamik bir olgudur.
 
Ekonominin üretim düzeyini gösteren bir diğer kavram da üretim imkânları eğrisidir. Üretim imkânları eğrisi belirli bir zaman diliminde, veri kaynak arzı ve sabit bir teknolojiye göre çizilmekte, farklı malların etkin üretimi altında birbirlerine dönüşümünü göstermektedir.
 
Üretim İmkanları eğrisini sağa kaydıran durumlar;
 
Toplumun sahip olduğu sınırlı kaynakların miktarının zaman içerisinde artması, Kaynakların niteliklerinin zaman içerisinde iyileşmesi
 
Teknolojinin gelişmesi üretim imkânları eğrisini sağa kaydırmaktadır.
 
Üretim imkânları sınırı eğrisinin orijine göre iç bükey çizilmiş olması artan fırsat maliyeti ile ilgilidir.
 
Bir ülkenin iktisadi büyümesi iki şekilde meydana gelir.
 
Birincisi, tam istihdamın altında kullanılan iktisadi kaynakların daha verimli kullanılmaya başlanması yoluyla büyümenin gerçekleştirilmesi;
 
İkincisi, tam istihdamda kullanılan kaynak miktarına yenilerinin eklenmesi yoluyla üretimin gerçekleştirilmesidir.
 
Iktisadi büyüme, nitelikten (yaşam standardını iyileştiren) çok nicelik (sayısal) bakımından ortaya çıkan bir değişikliği ölçmekte, yani üretim faktörlerinden bir veya bir kaçının artması sonucunda meydana gelen üretim artışını ifade etmektedir.
 
Üretim açığı, ekonominin fiili hasılası ile mevcut kaynakların tam istihdam edilmesiyle üretilebilecek olan hasıla arasındaki farktır.
 
İKTİSADİ BÜYÜMENİN ÖLÇÜLMESİ
 
Millî muhasebenin sağladığı sayısal bilgilerin amacı, ülkenin zaman içerisinde üretim gücündeki değişmeleri ve buna bağlı olarak toplumun maddi unsurlara dayalı mutluluğunu ölçmek ve
 
izlemektedir.
 
Gayrisafi Millî Hâsıla
 
Gayrisafi Millî Hâsıla (GSMH), belirli bir ülkede belirli bir dönemde üretilen tüm nihai mal ve hizmetlerin değerinin toplamıdır. Bir firma tarafından üretilen ve diğer firmalar tarafından nihai mal veya hizmetin bir bileşeni olarak satın alınan mal ve hizmetlere ara mal veya ara hizmet denir.
 
Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) ise bir ülkede belirli bir dönemde yurtiçinde üretilen nihai malların ve hizmetlerin piyasa değerlerinin toplamıdır.
 
 
1


 
 
Günümüzde ekonomik performansın asıl ölçüsü olarak GSMH değil, GSYH kullanılmaktadır.
 
Bunun nedenleri,
 
1.    Uluslararası ekonomik entegrasyonun yoğunlaşması, ekonomik sınırların siyasal sınırları tanımamasıdır.
 
2.    GSYH’nin ölçümünün daha kolay olmasıdır. Zira net dış faktör gelirlerini belirlemek istatistiki açıdan güçtür.
 
3.    Ekonominin istihdam yaratma gücünü GSYH’nin daha iyi temsil ediyor olmasıdır.
 
GSYH = GSMH - Net dış faktör geliri
 
Dış âlem faktör gelirleri; işçi dövizleri, müteşebbis gelirleri, kar transferleri, dış borç faiz ödemeleri ile faiz gelirlerinden oluşur. Net dış faktör gelirleri ise ülkeye giren ve çıkan faktör gelirleri arasındaki farktır.
 
GSYH nominal ve reel olmak üzere iki şekilde hesaplanmaktadır.
 
Nominal GSYH, belirli bir yıl da üretilmiş olan nihai mal ve hizmetlerin o yılın fiyatları ile olan değeridir. Herhangi bir t döneminde üretilen tüm malların miktarları ile o dönemdeki fiyatlarının çarpımlarının toplamına eşittir.
 
E = P * Qu
 
Yıldan yıla üretim miktarının değişmesi ve piyasa fiyatlarının değişmesi nominal GSYH’yi değiştirecektir.
 
Reel GSYH, farklı dönemlerde üretilen mal ve hizmetlerin aynı fiyatlarla değerlendirerek, dönemler arasında fiziki üretimin değişimini ölçme imkânı verir. Bir başka değişle aynı t dönemindeki cari üretim miktarları baz (temel) alınan bir yılın fiyatlarının çarpımlarının toplamına eşittir.
 
Reel GSYHt =£ Pib x Qü i=1
 
Türkiye'de reel GSYH’nin hesaplanmasında uzun süre 1968, kısa bir sürede 1982 yılı fiyatları kullanılmıştır. Daha sonra yaklaşık 15 yıl boyunca Birleşmiş Milletler Ulusal Hesaplar Sistemine (SNA-
 
68) göre hesaplanmakta olan 1987 bazlı GSYH serisi kullanılmıştır. TÜİK, Avrupa Hesaplar Sistemine (ESA-95) Uyum çerçevesinde 2008 yılında hesaplama yönteminde değişikliğe gitmiş ve 1998 yılını baz yıl almaya başlamıştır. En son 2003 yılı baz yılı olarak belirlenmiştir.
 
Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’nın Hesaplanma Yöntemleri
 
GSYH; üretim yöntemi, harcama yöntemi ve gelir yöntemi olmak üzere üç farklı yöntemle hesaplanmaktadır. Bu üç yöntemle bulunan GSYH değerlerinin tanım gereği birbirine eşit olması gerekir.
 
Üretim Yöntemi: Bir ekonomide bir yıl içerisinde tüm firmaların ürettikleri tüm mal ve hizmetlerin miktarları ile bunların fiyatları çarpılarak hesaplanmaktadır. Aynı mal ve hizmetleri üreten birimlerden meydana gelen faaliyet kollarındaki nihai mal ve hizmet üretim değerlerinin ölçülmesi bu yöntemin esasıdır.
 
Harcama Yöntemi: Faktör sahiplerinin üretilen mal ve hizmetlere yaptıkları harcamaların toplamından oluşmaktadır. Buna göre harcamalar, dört temel kalemden oluşmaktadır. Özel tüketim harcamaları, özel yatırım harcamaları, kamu cari ve yatırım harcamaları ile ihracat-ithalat fazlası.
 
 
2


 
 
 
Gelir Yöntemi: Üretim, mal ve hizmet üretmek amacıyla üretim faktörlerini bir araya getirmek suretiyle gerçekleştirildiğine göre, üretilen hâsılanın değerine, bu faktörlere emek, sermaye, girişimci ve doğal kaynaklara yapılan ödemeler yoluyla da ulaşılabilir. Dolayısıyla, bu yöntemde üretime katılan faktör sahiplerinin üretimden aldıkları ücretler, faizler, kârlar ve kiraların toplanması suretiyle GSYH’ye ulaşılacaktır.
 
Gayrisafi Yurtiçi Hâsıla Neleri Ölçmez
 
Ekonominin performasının değerlendirme ölçütü olan reel GSYH hesaplanırken ölçülemeyen faaliyetler de vardır.
 
    Piyasalara yansımayan üretim; hane halkı üretimi de denilen üretim faaliyetlerinin piyasada işlem görmemesinden dolayı reel GSYH hesaplamasında yer almamaktadır. Örneğin, ev ve el şi yapmak, yemek yapmak ve tamirat yapmak gibi.
 
    Nüfustaki değişmeler; GSYH ile ilgili olan istatistiklere bakıldığında belirli bir dönemde veri olan üretimi paylaşacak olan nüfusun büyüklüğü dikkate alınmazsa yanıltıcı değerlendirmeler çıkabilir. Dolayısıyla kişi başına reel GSYH hesaplanırken nüfusun net biliniyor olması gerekir.
 
    Kayıt dışı iktisadi faaliyet; kayıt dışı faaliyetler kayıt altına alınamadığı için reel GSYH hesaplamalarına dâhil edilememektedirler. Örneğin, uyuşturucu üretimi ve dağıtımı, asgari ücretten daha düşük bir ücretle çalıştırılan yasadışı işgücü kullanılarak yapılan üretimi ve gelir vergisi ödemekten kaçınmak için nakit parayla yapılan işleri içermektedir.
 
    Boş zaman; boş zaman iktisadi refahımıza ve yaşam standardımıza katkı sağlayan iktisadi bir maldır. Üretim arttığı hâlde çalışma saatlerinin artmaması hatta boş zamandaki bir artışın insanların refah düzeyleri üzerinde önemli bir etkisi vardır. Aynı reel GSYH daha kısa bir zaman dilimi içerisinde üretilebiliyorsa insanların refahının arttığından söz edebiliriz. Fakat reel GSYH boş zamandaki artışı ölçemez.
 
    Dışsallıklar; üretilen tüm mal ve hizmetleri izlemek ve GSYH değerini hesaplamak için oldukça geliştirilmiş bir muhasebe sistemi kullanılır. Fakat üretim sürecinde dışsallıklarla karşılaşılması durumunda bunları GSYH’ye ilave edecek ya da çıkaracak her hangi bir yöntem henüz oluşturulamamıştır. Örneğin, ulusal üretim artarken çevre kirliliği de artabilir. Çevre kirliliğinin maliyeti üretim değerinden indirilemez.
 
İktisadi Büyüme Hızının Hesaplanması
 
Büyüme hızı, kısa dönem, uzun dönem ve geleceğe ilişkin büyüme hızı olarak hesaplanabilir.
 
Kısa Dönem
 
Ekonominin belli bir dönemde ürettiği hasıladaki büyüme nominal veya reel terimlerle ya da hasıla düzeyindeki veya kişi başına hasıladaki artış terimleriyle ölçülebilir. Fakat ekonominin gerçek üretim gücünün hesaplanmasında, nominal değişkenler yerine reel değişkenler kullanılmaktadır. Bu yüzden büyümeyi, reel GSYH’deki artış hızı olarak tanımlayabiliriz
 
Reel GSYH. - Reel GSYH. ,
 
gt _ --------------------- 1 ----


 
.



Reel GSYHt-l


 
 
 
 
3


 
 
 
Uzun Dönem
 
 
Reel GSYH’nin az da olsa her yıl belirli bir oranda büyümesi, zaman içerisinde büyümenin katlanması anlamına gelmektedir. Bunun nedeni, büyümenin kümülatif (birikimli) bir süreç olmasıdır. Ekonomi n yıl boyunca g oranında bir büyümeyi sürdürmüşse ve başlangıç yılında reel GSYH’nin yıl sonundaki değerini veren formül aşağıdaki gibi olacaktır;
 
Yn = (1 + g)nY0
 
Geleceğe Yönelik
 
Geleceğe yönelik büyüme hızı, kalkınma planlarında ve daha çok geleceğe yönelik tahminler yapılırken kullanılır. Bu hesaplama yönteminde büyümeyi belirleyen üç unsur bulunmaktadır.
 
g = büyüme hızı
 
k = sermaye/hasıla oranı
 
s = marjinal tasarruf eğilimi iken büyüme hızı;
 
g = s/k olarak ifade edilir.
 
 
Kişi Başına Düşen Reel GSYH
 
Ülkelerin ekonomik refah açısından amaçları kişi başına düşen gelirin sürekli arttırılmasıdır. Kişi başına düşen gelir belirlenirken de nominal değerler değil, reel değerler alınarak hesaplanmaktadır.
 
Pozitif büyümeye sahip bir ülke, nüfus artış hızının üretimdeki artış hızından büyük olduğu bir durumda, kişi başına üretim azalacak ve bu da kişisel baz da refahın azalmasına neden olacaktır.
 
Bir ekonomideki gerçek büyüme hızını hesaplarken üretimdeki artış hızından nüfustaki değişikliklerin çıkartılması en doğru yol olacaktır.
 
Ülkelerin amacı, sadece ekonominin büyümesini sağlamak değil, aynı zamanda bireylerin kişi başına düşen maddi refah düzeylerini büyütmektir. Dolayısıyla gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelerin kişi başına düşen reel GSYH’lerini yakalayabilmek için, gelişmiş ülkelerden daha yüksek bir reel GSYH artışını gerçekleştirmeleri gerekmektedir.
 
Satınalma Gücü Paritesine Göre GSYH
 
Ekonomik refahın uluslararası düzeyde karşılaştırmaları yapılırken ülkelerin belirli bir yıldaki dolar cinsinden kişi başına düşen GSYH’leri kullanılmaktadır.
 
Satınalma gücü paritesi (SGP), ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılıklarını ortadan kaldırarak, farklı para birimlerinin satınalma gücünü etkileyen bir değişim oranıdır. SGP, belirli bir mal ve hizmet sepetinin satın alınabilmesi için gereken ulusal para tutarlarının oranı şeklinde hesaplanmaktadır.
 
 
İnsani Gelişme İndeksi
 
Ülkeler arası sağlıklı refah karşılaştırması yapabilmek için bir ülkede ekonomik ölçütleri geliştirmenin yanı sıra, o ülkenin sosyal refah ölçütlerinin de geliştirilmesi gerekmektedir.
 
 
 
 
4


 
İnsani Gelişme İndeksi (İGİ) ; insani gelişmeyi, gelirin yanı sıra eğitim ve sağlığa ilişkin göstergeleri de dikkate alarak ölçmeyi hedeflemektedir.
 
İnsani Gelişme İndeksi tespit yöntemleri;
 
     Doğumda yaşam beklentisi
 
     Yetişkin okuryazarlığı ve birleşik okullaşma oranı
 
     Satınalma gücü Paritesine göre kişi başına düşen GSYH
 
İKTİSADİ BÜYÜMENİN ÖZELLİKLERİ, TÜRLERİ VE ETKİLERİ
 
İktisadi Büyümenin Özellikleri
 
İktisadi büyümenin belirgin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz.
 
    İktisadi büyüme rakamla ifade edilebilen yani kantitatif bir olgudur. Yıllara göre gerek büyüme hızında gerekse GSYH, SMH ve MG’de meydana gelen değişmeler rakamla ifade edilmektedir.
 
    İktisadi büyüme uzun döneme dayalı bir olgudur. Yatırımların arttırılması, üretim artışının sağlanması ve iktisadi yapının değiştirilmesi ancak uzun dönemde mümkündür.
 
    İktisadi büyüme nominal değil, reel (gerçek) bir artışı ifade eder. Yani, iktisadi büyümede mevcuda bir ilave söz konusudur.
 
    İkame yatırımlarının iktisadi büyüme ile ilgisi yoktur. Örneğin, beş katlı eski bir binanın yıkılıp yerine tekrar beş katlı bir binanın inşa edilmesi hâlinde büyümeden bahsedilemez. Burada ikame yatırımı söz konusudur.
 
İktisadi büyümenin gelir dağılımını iyileştirici bir özelliği yoktur.
 
İktisadi Büyüme Türleri
 
İktisadi büyüme türlerini dokuz grupta toplamak mümkündür.
 
    Spontane Büyüme: Üretim faktörleri kendiliğinden harekete geçmekte ve belli oranda bir büyüme sağlanmaktadır. Devletin ekonomiye müdahalesi asgari düzeydedir.
 
    Planlı Büyüme: Kıt kaynakların hangi malların üretimine ne oranda tahsis edileceği bir plan dâhilinde yürütülür. Amaç her alanda etkinliğin sağlanması ve verimin arttırılmasıdır. Eğer, plan uygulaması tüm sektörler için zorunlu ise otoriter planlama söz konusudur. Plan uygulaması bazı sektörler için zorunlu ise yol gösterici planlamadan bahsedebiliriz.
 
    Kapalı Büyüme: Ülkenin kendi öz kaynaklarına dayanır. Amaç, dışa olan bağımlılığın yok edilmesidir. Kapalı büyümede devlet ekonomiye her bakımdan müdahalede bulunur.
 
    Açık Büyüme: Bu tür büyümede uluslararası sermaye ve emek önemli bir yer tutmaktadır. Açık büyüme serbest piyasa ekonomisini benimsemiş olan tüm ülkelerde görülmektedir.
 
    Durgun Büyüme: Bu tür büyümede, millî gelir artış hızı ile nüfus artış hızı birbirine eşit olduğu için kişi başına gelir artış hızı sıfır olmaktadır. Yani artan nüfus artan geliri tamamen emmekte, bu nedenle ekonomi büyümekle birlikte kişi başına gelir artışı gerçekleşmemektedir.
 
    Üstel Büyüme: Hızı gittikçe artan büyümedir.
 
    Biyolojik Büyüme: Canlıların büyümesinden esinlenmiştir. Yani, büyüme önce hızlı şekilde
 
 
5


 
devam etmekte, daha sonra yavaşlamaya başlamakta ve bir yerde durmaktadır. Hatta bu noktadan sonra gerileme başlamaktadır.
 
    Dengeli Büyüme: Bu tür büyümenin en önemli özelliğini sektörler arası karşılıklı bağımlılık oluşturur. Bu bağımlılık hem üretimde hem de tüketimde geçerlidir. Her üretim birimi çıktısına pazar bulmak zorundadır. Dengeli büyümede denge, yatırım malları ile tüketim malları, sanayi malları ile hammaddeler, gıda maddeleri ile giyecek malları, iç talep ile dış talep gibi konularda denge kurulmaya çalışılır. Kaynak israfının önlenmesi için bu dengeler zorunludur.
 
    Dengesiz Büyüme: Dengeli büyümenin gerçeğe uymadığı düşüncesiyle doğmuştur. Konuya ilk değinen Fransız iktisatçı F.Perroux olmuştur. Perroux, ekonomilerin genellikle eşitsizliklerin, dengesizliklerin ve hiyerarşinin içinde bulunduğunu, bu özelliklerin ortadan kaldırılmaya çalışılması yerine onlardan faydalanma yoluna gidilmesinin çok daha yararlı olacağını ifade etmiştir.
 
Birleşmiş Milletlerin 1996 yılı İnsani Kalkınma Raporu yukarıda sorgulanan konular paralelinde kaçınılması gereken beş kötü büyüme çeşidini şu şekilde sıralayabiliriz.
 
    İşsiz Büyüme: Ekonomilerde büyüme sağlanmakla birlikte, yeterli istihdam imkânının yaratılamaması nedeniyle işsizlikte artışın görülmesi hâline işsiz büyüme denir. ABD ve Avrupa’da yaşanan büyüme süreci bu duruma tipik örnektir.
 
    Acımasız Büyüme: Bu tür büyüme sürecinde gelir dağılımı düzeltilemediği gibi daha da adaletsiz hâle gelir. Zengin grubun gelirden aldığı pay artarken fakirlik sınırının altına itilen insan sayısı gittikçe artar. Ekonomik anlamda iyileşmenin yaşandığı Latin Amerika ülkeleri gelir dağılımında dünyada adaletsizlikte ilk sıralarda yer almaktadır. Gelir dağılımı adaletsizliği dünya geneli açısından da geçerlidir. Gelirin coğrafi dağılımına göre dünya da bazı bölgelerin hızla büyüdüğü, bazı bölgelerin ise küçüldüğü gözlenmektedir.
 
    Sessiz Büyüme: Büyüme sürecinde demokratik iyileşmenin sağlanamaması, bireysel hak ve özgürlüklerin kötüleşmesi sessiz büyüme olarak adlandırılır.
 
    Köksüz Büyüme: Büyüme sürecinde toplumun örf-âdet, gelenek ve göreneklerinin yozlaşması, diğer bir ifade ile kültürel kimlik kaybının yaşanması hâline köksüz büyüme denir.
 
    Geleceksiz Büyüme: İktisadi büyümenin daha çok yenilenemeyen doğal kaynakların tüketilmesi pahasına gerçekleştirilmesidir.
 
İyi büyüme olarak takdim edilen bu yaklaşım, insan refahını, diğer bir deyişle beşeri gelişmeyi temel amaç olarak almaktadır. Bu yaklaşıma göre iyi büyüme;
 
     İstihdamı teşvik eden,
 
     Bireye kendi kaderi üzerinde kara verme ve denetleme şansı veren,
 
     Refah artışını adil biçimde dağıtan,
 
     Toplumsal iş birliği ve uyumu sağlayan,
 
     Beşeri gelişmenin geleceğini koruyacak özelliklere sahip olandır.
 
 
 
İktisadi Büyümenin Etkileri
 
Ekonomide ve toplumda çeşitli etkiler yaratan iktisadi büyüme;
 
İlk etki GSYH’nin dağılımı üzerinde görülmektedir. Yani büyümeyle birlikte GSYH içinde tarım
 
 
 
6


 
sektörünün payı azalırken sanayi sektörünün payı artmaya başlamaktadır.
 
     Gelişen sanayi sektörüne doğru bir işgücü akımı yaşanmasını sağlamakta, sanayi sektörü ise genellikle kentlerde yoğunlaştığı için kentleşme hareketi de hızlanmaktadır.
 
     Kentleşme hızlandıkça ve kentli nüfus arttıkça; insanların düşünce, inanç ve davranışlarında önemli değişmeler olmakta, geleneksel davranışlar yerini yeni davranış biçimlerine bırakmaktadır.
 
     Tarımda çalışan faal nüfus oranını azaltırken sanayide çalışan faal nüfus oranını artırmakta ve faal nüfusun sektörel dağılımı üzerinde de etkili olmaktadır.
 
     Gelirlerin artmasını sağlamakta ve artan gelirler insanların tüketim kalıplarını değiştirmektedir.
 
     Gelir dağılımı üzerinde de etkili olmaktadır. Büyümeyle birlikte yeni mesleklerin ve kalifiye elemanların geliri artarken geleneksel mesleklerde çalışanların gelirleri azalmaya başlamaktadır.
 
     Çalışma süreleri üzerinde de etkili olmaktadır. Bu gelişmenin altında yatan ilk neden şüphesiz verimliliğin ve üretimin artmasıdır.
 
     Yatırımları ve üretimi arttırırken diğer yandan da çevre kirliliği, hava kirliliği, kötü ve çarpık kentleşme, gürültü gibi çeşitli sorunlara da neden olmakta ve bu sorunların yarattığı olumsuzlukların ortadan kaldırılması için yapılan harcamalar giderek artmaktadır.
 
SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME
 
Ekonomilerde önemli olan büyümeyi daha da önemlisi sürdürülebilir büyümeyi sağlayabilmektir. Sürdürülebilir büyüme, fiyat istikrarının bozulmadığı, ekonomik göstergeler ile makroekonomik dengelerin uyumlu olduğu, potansiyel büyüme seviyesine yakın büyüme oranlarının kalıcı olarak sağlandığı iktisadi büyümeyi ifade eder.
 
Sürdürülebilir ve yüksek bir büyümeyi sağlayabilmek için gerekli unsurlar;
 
     Makroekonomik istikrar
 
-     Fiyat istikrarı
 
-     Sürdürülebilir kamu finansmanı
 
     Yapısal reformlar
 
-     Sosyal güvenlik reformu
 
-     Vergi reformu
 
-     İş gücü piyasasına yönelik düzenlemeler
 
-     Eğitim reformu
 
-     Enerji piyasasına yönelik düzenlemeler
 
-     Rekabet ortamı
 
     İyi yönetim
 
-     Siyasi istikrar
 
-     Hukukun üstünlüğü
 
-     Şeffaflık ve hesap verebilirlik
 
-     Mevzuat ve düzenlemelerin etkinliği
 
-     Devlet hizmetlerinin kalitesi
 
-     Yolsuzlukların önlenmesi
 
BÜYÜME VE KALKINMA İktisadi Büyüme ve Kalkınma Ayrımı
 
 
 
 
7


 
Bir ülkede yaşayan insanların refah düzeylerinin arttırılmasının yanında söz konusu ekonomide iktisadi ve sosyokültürel yapıyı değiştirme gayretleri varsa o zaman büyümeden değil, ekonomik kalkınmadan bahsedilecektir.
 
 
 
İktisadi büyümeden farklı olarak ekonomik kalkınma beş ögeyi bir araya getirmelidir;
 
    Kendi kendisini sürdürebilen büyüme,
 
    Üretim kalıplarında yapısal değişim,
 
    Teknolojik ilerleme,
 
    Sosyal, politik ve kurumsal modernleşme,
 
    İnsani koşullarda geniş çaplı iyileştirmeler.
 
İktisadi büyüme ile iktisadi kalkınma ya da iktisadi gelişme arasındaki farkı en tutarlı şekilde ortaya koyan iktisatçı 1944 yılında Alfred Amonn (1883-1962) olmuştur. Amonn’a göre ülke ekonomisi zamanla iki yönde değişme gösterir.
 
    Gövdesi ile büyür ve genişler. Örneğin nüfusu artar. İşgücü çoğalır, üretim faktörlerinde artışlar olur.
 
    Bünye ve çatısı ile değişir. Örneğin millî hasıla içinde tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinin payları değişir. İşgücünün bu sektörlere dağılımı farklılaşır, alt yapıda çeşitli değişmeler meydana gelir.
 
İşte ülke ekonomisinin nüfusu, işgücü, toprak ve diğer üretim faktörlerinde gerçekleşen artışlar büyüme, ekonominin bünye ve çatısında meydana gelen değişmeler de kalkınmayı ifade eder.
 
Büyüme zengin ülkeler için geçerliyken kalkınma fakir ülkeler için geçerlidir. Büyüme veya kalkınmayı harekete geçirecek etkenlerin çıkış noktası birbirinden farklı olabilmektedir. Büyüme genellikle endojen değişkenlerin etkisiyle gerçekleşen bir süreç olarak kabul edilirken kalkınma exojen değişkenlerin uyardığı bir süreç olarak kabul edilir.
 
Büyümenin kendiliğinden ortaya çıkan spontane bir durum olduğunu işaret ederken kalkınmanın uyarılma neticesinde olabileceğini kabul etmektedir.
 
Ekonomik kalkınma makro bir değişken ve süreçtir. İktisadi büyüme ise hem makro hem de mikro özelliklere sahiptir.
 
Büyüme, iktisat teorisi, kalkınma ise daha çok iktisat politikası kapsamında yer alır.
 
İktisadi Büyüme, Kalkınma ve Gelir Dağılımı
 
Gelir dağılımının ölçüsü olarak kullanılan Lorenz Eğrisi, gelir dağılımındaki eşitsizliği grafiksel olarak göstermede kullanılır.
 
Lorenz eğrisi Gini Katsayısının hesaplanmasında da kullanılmaktadır.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
8


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Ünite 2
 
İktisadi Büyümenin Kaynakları, Aşamaları ve
 
Sınırları
 
 
 
 
İKTİSADI BÜYÜMENİN KAYNAKLARI
 
Büyümenin temel kaynaklarını, işgücü, fiziksel sermaye, doğal kaynaklar ve teknoloji olarak sıralayabiliriz. Bu faktörler yanında bir ülkedeki girişimcilik, beşeri sermaye, kurumsal yapı, hükümet, coğrafya ve kültür gibi birçok faktörde büyümeye katkı sağlayan diğer kaynakları oluşturur.
 
Büyümenin Temel Kaynakları
 
İşgücü
 
İktisadi büyüme, işgücü miktarına ve işgücünün kalitesine bağlı olarak belirlenir. Bir ülkedeki işgücü arzı, çalışabilir yaştaki nüfusun büyüklüğüne bağlıdır.
 
Talep yönünden nüfus artışı pazar genişlemesi anlamına gelirken arz yönünden ise mal ve hizmet üretimi için gerekli olan işgücü girdisini ifade etmektedir.
 
Fiziksel Sermaye
 
Üretimin artmasına büyük katkısı olan aletler, makineler, sanayi gereçleri, fabrika ve donanım; fiziki sermayenin değişik biçimlerini oluştururlar. Sermaye birikimi, mevcut gelirin bir kısmının tasarruf edilip yatırıma dönüştürülmesiyle gelecekteki üretim ve geliri artırmak amacıyla gerçekleştirilir.
 
Dünyada bazı ülkelerin ekonomik anlamda geri kalmalarının en büyük nedenini sermaye birikimindeki yetersizlik oluşturmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler ekonomik yapıyı dönüştürerek gelişmiş ülkeler seviyesine çıkabilmek için, çok fazla miktarda sermaye birikimine ihtiyaç duymaktadırlar. Çünkü bu ülkeler “fakirliğin kısır döngüsü” adı verilen bir süreç yaşamaktadırlar. Diğer bir ifadeyle, gelişmekte olan ülkelerdeki düşük gelir, düşük tasarrufa, düşük tasarruf da düşük yatırıma neden olmakta ve bu durum ülkenin mevcut sermaye birikimine olan katkıyı düşürmektedir. Dolayısıyla bu süreç düşük gelir elde edilmesi ile sonuçlanmakta ve süreç yeniden işlemektedir.
 
Beşeri sermaye, bir ülkenin sahip olduğu çalışabilir nitelikteki eğitimli işgücü miktarı olarak tanımlanır.
 
Doğal Kaynaklar
 
Doğal kaynaklar, doğada bulunan ve insan gereksinimlerini karşılayacak bir şekilde kullanılabilen veya kullanılmaya hazır olan varlıkların bütününü ifade eder. Bunlar; toprak, su, madenler, orman ve hayvan varlıklarıdır.
 
Toprak, su, hava ve orman yenilenebilir kaynaklara örnek oluştururken petrol yatakları, doğal gaz, kömür, nikel, demir ve diğer madenler ise yenilenemez kaynakları oluşturan diğer
 
 
9


 
örneklerdir.
 
Bir ekonomide doğal kaynakların bol olması ekonomik büyümeyi olumlu yönde etkileyebilir ancak doğal kaynaklar tek başına büyümeyi gerçekleştiremez.
 
 
 
Teknoloji
 
İktisadi büyümenin temel dinamiklerinden birini ve belki de en önemlisini teknoloji oluşturmaktadır. Teknoloji, bir mal veya hizmetin üretimi için gerekli bilgi, organizasyon ve tekniklerin bütünü olarak tanımlanabilir.
 
İktisat kuramında teknolojik gelişmenin içselleştirilmesine yönelik çabaların çıkış noktası Schumpeter olmuştur. Yenilikler ve bunların kalkınma süreçlerine etkisi konusu, Schumpeter’le birlikte ekonomik kalkınma kuramları içinde çok önemli bir yere sahip hâle gelmiştir.
 
Marx ve Schumpeter, yeniliklerin kapitalist ekonomide rekabetçi üstünlüğün başında yer aldığını ifade etmişler ve teknolojik gelişmenin kalkınma süreçlerine olan etkisini ele alan öncüleri olmuşlardır.
 
Sanayileşmiş ülkelerdeki teknolojik gelişmeler, uzun dönemde iktisadi büyümenin en önemli belirleyicilerinden biridir. Teknolojinin gelişimi ile verimlilik arasında doğrudan bir ilişki söz konusudur.
 
 
 
Büyümenin Diğer Kaynakları
 
Girişimcilik
 
Girişimciler yeni ürünler, yeni hizmetler, teknolojik süreçler ve yeni üretim yöntemleri geliştirmeleri ve uygulamaları nedeniyle, bir ekonominin sağlıklı ve dinamik bir yapıya bürünmesinde önemli işleve sahiptirler.
 
Beşeri Sermaye
 
Bir ülkenin beşeri sermaye yönünden zenginliği, işgücünün verimliliğini artıracak eğitim düzeyi, yetenek, sağlık, beslenme gibi faktörlere bağlıdır
 
Kurumsal Yapı
 
Kurum, bireyler veya insan toplulukları arasındaki davranışsal ilişkileri düzenleyen kurallar dizisi olarak tanımlanır. Bu çerçevede, bir ülkenin kültürü, sosyal ve dinsel davranışları, özel ve kamusal gelenekleri, siyasal ortamı, ulusal ve uluslararası gelenekleri ve bunlar arasında yürütülen ilişkiler ağı bir ülkenin kurumsal yapısını oluşturur.
 
Hükümet
 
Makroekonomik istikrarın sağlanması yanında siyasal istikrarın sağlanması konusunda hükümete önemli görevler düşer.
 
 
 
 
 
 
10


 
Hükümetin bir diğer rolü, beşeri sermayenin artırılması için eğitim ve sağlık alanında yapacağı yatırımlardır. Bu alanlarda yapılan yatırımlar özel sektör için pek karlı olmadığı için, bu tür yatırımlarda devletin varlığı kendini gösterir.
 
Diğer olası hükümet politikaları içerisinde, ticaretin önündeki engellerin kaldırılması, tasarruf, yatırım ve sermaye kazanımlarından uygun vergi alınması, Ar-Ge teşvikleri ve çeşitli fon yardımları gösterilebilir.
 
 
İKTİSADİ BÜYÜMENİN AŞAMALARI (ROSTOW)
 
19.  yüzyıl boyunca Batı ülkeleri hızlı bir sanayileşme süreciyle birlikte başarılı bir büyüme süreci yaşamışlardır. Walt W. Rostow I960 yılında yazdığı “İktisadi Büyümenin Aşamaları’’ adlı kitabında batı ülkelerinin yaşadıkları deneyimlere bakarak en sanayileşmiş ülkenin gelişmişlik düzeyine ulaşmak için, belli aşamalardan geçeceğini ileri sürmüştür. Bu aşamalar sırasıyla şöyledir:
 
     Geleneksel Toplum Aşaması
 
     Kalkışa Hazırlık Aşaması
 
     Kalkış Aşaması
 
     Olgunluk Aşaması
 
     Kitle Tüketim Aşaması
 
Rostow'un iktisadi büyüme aşamaları kuramı, sadece günümüz az gelişmiş toplumlarının değil, her toplumun tarihsel süreç içinde göstereceği gelişmeyi açıklama amacı taşır.
 
Geleneksel Toplum Aşaması
 
Bu aşamada tarımın ekonomide önemli bir ağırlığı vardır. Kaynakların büyük bir kısmı tarıma ayrılır ve çalışan nüfusun % 75 veya daha fazlası tarım sektöründe çalışır. Toprakların büyük bir bölümü küçük bir azınlıkta toplanmıştır. İş bölümü çok sınırlıdır. Tarım sektörü hava koşullarının etkisinde olduğu için, üretimde büyük dalgalanmalar olmakta ve bu durum ekonominin bütününü etkilemektedir.
 
Kişi başına gelir düzeyinin tavan olması, geleneksel toplumun temel özelliğidir. Düşük gelir nedeniyle hemen hemen hiç tasarruf yapılamamaktadır. Tasarruf yapan kesimler ise bunu sosyal verimliliği çok düşük alanlara kaydırarak ekonominin durgun yapısının sürüp gitmesine neden olmaktadırlar.
 
Kalkışa Hazırlık Aşaması
 
Bu aşama feodalizm ve kalkış (take-off) arasındaki aşamayı içerir. İktisadi büyüme ve kalkınmaya başlayabilmek için gerekli ön koşulların hazırlandığı dönemdir.
 
Bu aşamanın başlıca ekonomik özellikleri;
 
Ø  Sermaye birikiminin hızlanması,
 
Ø   Altyapının oluşturulmaya başlaması,
 
Ø   Teknik yeniliklerin artması ve bu yeniliklerin uygulamaya konması,
 
Ø   Tarımda ve sanayide verimin yükselmesi,
 
Ø   Tarım önemini kaybederken sanayi sektörünün gelişmeye başlaması.
 
 
 
 
 
 
 
11


 
Kalkışa hazırlık aşamasında pek çok iktisadi ve sosyal değişimler görülmekle beraber asıl değişme siyasal bünyede ortaya çıkmaktadır. Bu aşamada ayrıca belli ölçüde eğitim artar, özel ve devlet sektöründe yeni girişimci tipleri ortaya çıkar.
 
Kalkış Aşaması
 
Bu aşama kalkınma sürecinin süreklilik göstermeye başladığı dönemdir. Kalkınma aşamasında bir önceki aşamada kurulmasına başlanılan modern teknolojik ve kurumsal yapı uygulamaya dönüşür.
 
 
 
 
Bu aşamanın başlıca ekonomik özellikleri;
Ø Bu aşamada öncü büyüme sektörlerinin kurulması önemlidir.
 
Ø Yeni sanayi kolları hızlı bir şekilde gelişir ve bunların meydana getirdiği hasılanın büyük bir kısmı yeniden yatırıma aktarılır.
Ø Yeni girişimciler sınıfı ortaya çıkar ve özel sektör gittikçe büyür.
 
Ø İktisadi faaliyetlerde daha evvel kullanılmayan doğal kaynaklar ve üretim yöntemleri kullanılmasına başlanır.
 
Ø Tarımda teknolojik gelişmeler ve yeni üretim yöntemleri gelişir.
 
 
Rostow’a göre kalkışın başarılı olabilmesi için, ekonomide kendini besleyen bir sürecin ortaya çıkması gerekir. Rostow, bu aşamada üç temel koşulun gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtmektedir.
 
     Yatırımlar ulusal gelirin % 5’ler, % 10’lar ve hatta daha yüksek seviyeye çıkarılması,
 
     Yüksek bir hızla gelişen bir yada birkaç temel imalat sanayinin kurulması
 
     Modern sektördeki gelişme eğilimlerine uygun ve kalkışın ekonomik girişimlerin dışında yaratabileceği dışsal tasarrufları etkin bir biçimde kullanacak ve gelişmeye süreklilik kazandıracak siyasal, sosyal ve kurumsal bir yapının var olması ya da hızla kurulması.
 
Olgunluk Aşaması
 
Kalkış döneminin sona ermesinden 40 yıl sonra olgunluk aşamasına ulaşılır. Rostow bu aşamayı toplumun kaynaklarının büyük bir bölümünün modern teknolojilerin yer aldığı alanlarda etkin bir şekilde kullanıldığı dönem olarak tanımlar.
 
Bu aşamanın başlıca ekonomik özellikleri;
Ø Bu aşamada ulusal gelirin % 10-20’si kadarı devamlı bir şekilde yatırımlara gider.
 
Ø   Kişi başına düşen gelir artar,
 
Ø Yeni öncü sektörler eskilerinin yerini alır ve yeni sanayi kolları yükselirken eskileri önemi kaybeder.
 
Ø Uluslararası ticaret önemli hâle gelir.
 
Ø   Daha önce ithal edilen mallar üretilir,
}

#2
aöf iktisat 3. sınıf dersi olan iktisadi kalkınma doğru mu? ayrıca pdf formatında atabilmeniz mümkün mü?
}


    İktisadi Büyüme Ünite 1-2-3-4 Ders Notu
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi