Konu Bilgileri
Konu: [YAZI] Ata Aöf İngilizce 2 Ders Notu Yazar: Editör
Okunma: 37 Yorum: 0
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

#1
ÜNİTE 1
SIMPLE PRESENT AND PRESENT OF BE (Basit Geniş Zaman)

* Geniş zamanı sürekli olarak yaptığımız alışkanlıklarımızı
anlatırken kullanılırız. Geniş zaman kullanıyorsanız, sürekli yaptığınız
ve halen
yapmaya devam ettiğiniz şeylerden bahsediyorsunuzdur.
FORMÜLÜ: Özne(Subject)+ Verb 1 + Tümleç/Nesne....
HE/SHE/IT: Does I/YOU/WE/THEY/YOU: Do
+ I really love this book (Bu kitabı gerçekten severim.)
+ She/He/It loves this book (O bu kitabı sever.)
- They don't love this book. (Onlar bu kitabı sevmez.)
- She/He/It doesn't love this book (O bu kitabı sevmez.)
? Do we love this book? (Biz bu kitabı seviyor muyuz?)
? Does she/he/it love this book? ( O bu kitabı seviyor mu?)
NOTICE: Dikkat edilirse eğer he/she/it (+) cümlelerinde fiiline yani
verb'e "s" takısı getirdik. Gerisinde s takısı gelmez. Olumsuz cümle ya
da soru
cümlesi kurarken de öznelere göre DO¬DOES getiririz. DOES gelen he/she/it
'de fiile "s" takısı gelmez, çünkü "does" kullanıyoruz zaten. O "s"
does'ın "s"'i. Smile
TOO ve EITHER
Konuşmalarda, karşınızdaki ile aynı durumda durumda olduğunuzu belirtmek
için "too" ya da "either" kelimelerine kullanırız.
ÖRNEKLER:
* I'm allergic to cats (kedilere alerjim var.)
I am too
* I'm not an animal lover.( Hayvan sever değilim)
I'm not either
* I watch pro football. (Profosyonel futbol izliyorum)
I do too/She does too
* I don't watch much TV. (Çok televizyon izlemiyorum)
I don't either. /She doesn't either.
*I can shop for hours!(saatlerce alışveriş yapabilirim)
I can too
*I can't afford anything new. (Yeni hiçbir şeye zaman ayıramıyorum.)
I can't either
NOTICE(DİPÇE/NOT): Örneklere baktığımızda dikkatinizi çekecek şey;
cümlenin zamanına göre aynı durum içinde bulunduğunuz şeyi o zamana göre
cevapladığımızdır.
Yani, şimdiki zamanda kurulan bir cümleye katıldığımızda AM TOO ya da AM
NOT EITHER; geniş zamanlı bir cümlede DO/DOES TOO ya da DON'T/DOESN'T
EITHER şeklinde cevap
verilir. CAN cümlelerinde ise CAN TOO/CAN'T EITHER şeklinde. Aslında
hepsine "me too, she too, me either, she neither şeklinde cevap
verebiliriz, aynı manaya gelir
ve karşı taraf anlar ama konuşma düzeninde bu şekilde cevap vermek dil
bilgisi açısından daha doğru olandır.
NOTICE: İkinci dikkat çekilecek nokta ise OLUMSUZ bir CÜMLEYE
katıldığımızda "too" yerine "EITHER" kullandığımızdır. Olumlu bir cümleye
either diye cevap veremezsiniz.
NOTICE: EITHER yerine NEITHER da kullanabilirsiniz, aynı manada. Ama me
either, me neither dan daha çok tercih edilmekte, kullanılmaktadır.
ÜNİTE 2
• “Gerund Konu Anlatımı” Ve ” Infinitive Konu Anlatımı “
İngilizce de “iki fiil yanyana geldiğinde“ ya arasına “to” konur ya da 2.
fiile “-ing“ takısı eklenir. Eğer ki iki fiil arasında TO varsa buna
“infinitive”, Ya da
ikinci fiilinn sonuna -ing ekleniyorsa buna da ”gerund” diye
adlandırırız.
Öncelikle “Gerund Konusunu“ daha sonra da “Infinitive konusunu“
açıklayalım . Sonra örneklerle konuyu pekiştirelim.
Gerund’ un Kullanımı (Use of the Gerund)
Gerund fiilin sonuna ing eklenmesiyle oluşuyor demiştik. Burda ing ekini
alan fiil İSİMLEŞMİŞ FİİL , Türkçe de fiilimsi dediğimiz yapı anlamına
gelmektedir.
I like running in the morning. (Sabahları koşmayı severim.)
He likes listening to classical music. (O klasik müzik dinlemeyi sever.)
She doesn’t enjoy dancing. (O dans etmeyi sevmez.)
Tabi ki her -ing ekini alan fiil, isim olmak zorunda değildir.
I saw a running boy yesterday. ( Dün koşan bir çocuk gördüm.)
Yukarda ki cümle de running ismi nitelendirmek için sıfat manasında
kullanılmıştır.
Aşağıda ki fiillerden sonra gelen fiiller Gerund eki alırlar. Burda
çoğunlukla kullanılan fiileri ele aldık.
Lose: Kaybetmek
Like : Beğenmek
Dislike : Beğenmemek
Enjoy: Hoşlanmak
Avoid : Sakınmak , Kaçınmak
Hate : Nefret Etmek
Finish :Bitirmek
Miss: Özlemek, Kaçırmak
Look forward to : Dört gözle beklemek
Begin : başlamak
Stop: Durmak
Continue : Devam etmek
Start : Başlamak
Try : Denemek
Deny: İnkar etmek
Admit: Kabul etmek
Postpone : Ertelemek
Anticipate: Ummak
Imagine: Hayal Etmek
Mention : bahsetmek
Propose : Önermek
Suggest : Önermek
Bu fiillerden sonra gelenler genellikle gerundlu kullanılmaktadır.
Örnekler:
He admitted breaking the glass. (O bardağı kırdığını kabul etti.)
I miss living in Kayseri. (Kayseri de Yaşamayı özlüyorum.)
I hate watching tv. (Televizyon izlemekten nefret ederim.)
He remembers going to the cinema with her. (O , onla sinemaya gideceğini
hatırladı.)
I suggested going to the sea. (Denize Gitmeyi önerdim.)
They postponed going on holiday this summer. (Onlar bu yaz tatile gitmeyi
ertelediler.)
I tried wearing jeans. (Kot pantolon giyinmeyi denedim.)
o Gerund cümlede özne olarak kullanılabilir.
Swimming in this river is impossible. (Bu nehirde yüzmek imkansızdır.)
Playing tennis is my favourite sport. (Tenis oynama benim favori
sporumdur.)
Studying lesson is boring than watching tv. (Ders çalışmak, Televizyon
izlemekten sıkıcıdır.)
o Gerund cümlede edatlardan, sonra kullanılabilir.
They didn’t tell me about going on holiday. (Onlar bana tatile
gidecekleri hakkında bişey sölemediler.)
After running two hours, I felt tired. (İki saat koşmadan sonra kendimi
yorgun hissettim.) Instead of sleeping, You must study your exams.
(Uyumak yerine,
Sınavlarına çalışmalısın.) I’m good at swimming. (Yüzmede iyiyimdir.)
I look forward to hearing from you. (Senden haber almayı dört gözle
bekliyorum.)
I’m good at persuading. (İkna etmede iyiyimdir.)
o Gerund cümlede sıfat olarak kullanılabilir.
I saw a running boy yesterday. ( Dün koşan bir çocuk gördüm.)
I saw a speaking bird. (Konuşan kuş gördüm.)
Infinitive Kullanımı ( Use Of The Infinitive)
Bu konuda ise infinitive konusunu anlatacağız. Burda ki anlam ise genel
de “-mak için -mek için” manalarına gelmektedir. Mesela ” I took a credit
to buy a new car.
(Yeni bir araba satın almak için kredi çektim.” Bu cümlede ‘ to buy ‘
yapısı infinitive dir. Örneklerle daha iyi anlaşılacaktır.
I have determined to sell my house in Ankara and move to Kaş.
(Ankara'daki evimi satıp Kaş'a taşınmaya karar verdim.)
It appears too impossible to reach an agreement. (Bir anlaşmaya ulaşmak
imkansız gibi görünüyor.)
I managed to pass the exam. (Geçme sınavını ben yönettim.)
He wants to speak to the history teacher. (Tarih öğretmeniyle konuşmayı
istiyor.)
He wants you to speak to the history teacher. (Tarih öğretmeniyle
konuşmanı istiyor.)
She would like to share the room with you. (Odayı senle paylaşmak
istiyor.)
She would like you to share the room with her. (Odayı onunla paylaşmanı
istiyor.) Kendilerinden sonra To infinitive yapısını alan fiileri
inceleyelim.
Seem: Görünmek Want : İstemek Offer: Teklif etmek Decide: Karar vermek
Hope: Ummak Afford: Gücü Yetmek Promise: Söz vermek Plan: Plan yapmak
Continue: Devam etmek
Arrange : Düzenlemek Agree: Katılmak Learn: Öğrenmek Teach: Öğretmek Ask
: Sormak Refuse : Reddetmek
Appear: Gözükmek, Görünmek Happen: Meydana gelmek Repair : Tamir Etmek
Wait: Beklemek
Determine: Belirlemek, Tayin etmek, Tespit etmek Persuade: İkna Etmek
Oblige: Zorlamak Stop : Durmak, Bırakmak Start: Başlamak
Genel itibariyle bu fiillerden sonra to infinitive yapısıyla diğer fiil
devam ettirilir. Örnekler;
He fought to save his homeland. (Anavatanını korumak için savaştı.)
We are trying to save on electricity. (Elektrikten tasarruf etmeye
çalışıyoruz.)
He adviced me to save money. (O bana parayı tasarruflu kullanmamı tavsiye
etti.) She told me to prepare the breakfast. (Bana kahvaltıyı hazırlamamı
söyledi.)
They persuaded him to go swimming. (Onlar onu yüzmeye gitmeye ikna
ettiler.)
I obliged him to resign. (Onu istifa etmesi için zorladım)
I am going to the supermarket to buy some foods. ( Biraz yiyecek almak
için markete gidiyorum.)
I have already decided what to do. (Ne yapacağıma çoktan karar verdim.)
She learnt to drive a car. (O araba sürmeyi öğrendi.) o Bazı fiiller Hem
gerund hem de infinitive alabilirler.
Mesela;
Stop, Start, Remember, try, forget, begin, continue, finish, prefer
gibi...
Why did you like watching tv? (Niçin televizyon izlemeyi severdin?)
Would you like to eat dessert ? (Tatlı yemek İster misin?)
I won’t be able to stop smoking. (Sigara içmeyi bırakamayacağım.)
(Bırakmak, kesmek manasında olduğunda gerund)
We stopped to eat something there. (Bişeyler yemek için orada durduk.)
(Durmak manasında ise infinitive li.)
Karışık Cümleler
It was kind of you to invite me to your house.( Beni evinize davet
etmeniz kibarlığınızdı.)
It is foolish of her to accept his offer. (Onun teklifini kabul etmek,
onun aptallığıdır.)
It was careless of her to break the glasses. (Bardakları kırması onun
dikkatsizliği idi.)
I was the fisrst to win the race. (Yarışı ilk kazanan bendim.)
He is the cleverest person to solve this problem. (O bu problemi çözecek
en zeki kişidir.) Anna is too angry to talk to today. (Anna bugün
kendiyle konuşulmayacak
kadar sinirlidir.) He stopped smoking. (Sigara içmeyi bitirdi.)
PREPOSİTİON(edat) + Verb + Ing’ lı gerund ve inf.
I'm good AT DRAWING people I'm not interested IN SKIING
Yani edat barındıran bir cümle kurduğumuzda 2.fiil ING takısı ile
kullanılır.
NOTICE: Fiilimsi kelimeler her zaman 2.fiillerdir. Asıl fiiller ise
ÖZNEYE en yakın olanlardır. Yani ilk fiiller.
NOTICE: Konuşmalarda (aöf kitabınızda kullanılan) like,hate,love
fiillerinde TO VERB, VERB+ING'den daha çok kullanılır.
Object pronouns(NESNE ZAMİRLERİ
benim,onun,bizlerin[her,his,them,us...vs.]); everybody, nobody
I=me, You=you, He=Him, She=Her, we=us, they=them"
I'm a singer. That's ME on the CD. (BEN şarkıcıyım. Cd'deki BENİM.)
You're a musician? I'd like to hear YOU.(SEN müzisyen misin? SENİ
dinlemek isterim.) She's pretty good. I like HER.(O çok iyi. ONU
seviyorum.)
He's not a good singer. I don't like HIM.(O iyi bir şarkıcı değil. ONU
sevmiyorum.)
It's nice song. I like IT.(O güzel şarkı. ONU severim.)
ı
We play in a band. Come listen to US.(BİZ bandoda çalıyoruz. BİZİ
dinlemeye gel.)
They're local guys. Do you like THEM?(ONLAR yerel. ONLARI seviyor musun?)
Everybody/Everyone: Herkes Nobody/No one: Kimse ÖRNEK:
Everybody/Everyone is talking too much. (Herkes çok fazla konuşuyor.)
Nobody/No one is talking. (Kimse konuşmuyor.)
NOTICE: Konuşmalarda Everybody ve Nobody diğerlerinden daha fazla
kullanılır.
Bunlar her zaman O şahiz zamiri olarak kabul görür, bu yüzden zamanlarda
O şahıs zamirine ait ekleri getirmen gerek. Örneğin geniş zaman da
EVERYBODY TALKS TOO MUCH
gibi
AÇIKLAMA:
Şimdi, ilk önce Object pronouns konusunu açıklamaya çalışayım. Nesne
zamirleri yani. Türkçe olarak; "Şarkı çok güzel" diye bir cümle
kurduğumuzda ve şarkı ile ilgili
konuşmaya devam ettiğimizde, burada özne olan ŞARKI'yı tekrar etmeye
gerek duymayız. Onun yerine "BU" zamirini kullanırız. Öyle değil mi?
"Bunu yazan çok duyguluymuş.
" diyebiliyoruz; yerine "Şarkıyı yazan..." demeye gerek duymadan. İşte
İngilizcede de böyle bir kural söz konusu. Elbette bizde
"bu,bizi,şunlar..vb." iken ingilizcede
nesne zamirleri "me, you, it, us, her,him, them" şeklinde gidiyor."
I=me, You=you, He=Him, She=Her, we=us, they=them" şeklindedir.
Everybody ve everyone ise orada yazdığı gibi, ek bir şeyi yok. Şöyle bir
ek bilgi vereyim sadece. Bunlar her zaman O şahiz zamiri olarak kabul
görür, bu yüzden zamanla
rda O şahıs zamirine ait ekleri getirmen gerek. Örneğin geniş zaman da
EVERYBODY TALKS TOO MUCH gibi.
ÜNİTE 3
• Ünite 1'de GENİŞ ZAMAN'ı anlatmıştık, bu yüzden burada tekrar
değinmeyeceğiz. Ama burada geniş zaman ile ilgili zaman bildirimlerini
yazacağım. Bunlar varsa bir
cümle de bilin ki o cümle GENİŞ ZAMANdır.
Often: Sık sık
Very Often: Çok sık
Hardly Ever: Hemen hemen hiç
Usually: Genellikle/Çoğunlukla
Sometimes: Bazen
ŞİMDİKİ ZAMAN
Şimdiki zaman, adı üzerinde, şu an yapmakta olduğumuz şeyler için
kullanırız. Geniş zamandan farklı olarak AM-ARE-IS kullanır, VERB yani
FİİLİN sonuna ING takısı
getiririz. “AM” I şahıs zamiri için iken; IS tekil, ARE çoğul şahıs
zamirleri için kullanılır, her zaman, unutmayın.
FORMÜLÜ: ÖZNE- AM/ARE/İS- VERB+ING- NESNE...
+ I'm doing karate. (Karete yapıyorum)
- She is not doing karate (O karate yapmıyor.)
? Is she trying to lose weight? (O kilo vermeye çalışıyor mu?)
Joining clauses with "if” and "when"
WHEN: "Şu şu olduğu zaman ne yaparsın?" tarzından veya "Şu olduğu zaman
şunu yaparım" tarzında cümle kurarken kullanırız. KISACASI -DIĞI; -
DIĞINDA (zaman) manası
verir WHEN.
* What do you take WHEN you have a cold? (Soğuk aldığında/ zaman ne
alırsın?)
I don't take anything WHEN I have a cold. (Soğuk aldığım zaman hiçbir şey
almıyorum.)
IF: Bunlar şartlı cümlelerdir. "EĞER bu olursa, bunu alırsan ne yaparsın,
ne olur?" gibi cümleler kurmak için kullanılır.
*What do you do IF you get a really bad cold? (Eğer gerçekten kötü soğuk
alırsan ne yaparsın?)
I drink hot vinegar with honey IF I get a really bad cold. (Eğer
gerçekten kötü soğuk alırsam sıcak sirke içerim.)
NOTICE: IF’li olan cümleyi arzu ettiğiniz takdirde 1. Ya da 2.cümle
olarak yerini değiştirebilirsiniz ama unutmayın yerin değişen şey TÜM
CÜMLE olacak, sadece IF
takısı değil.
Örneğin;
1. I drink hot vinegar with honey, IF I get a really bad cold.
2. IF I get a really bad cold, I drink hot vinegar with honey.
ÜNİTE 4
FUTURE WITH "GOING TO" ; INDIRECT OBJECTS
*Gelecek zaman ile ilgili cümle kurarken 2 yardımcı fiil kullanırız.
"going to" ve "will". "WILL" genelde konuşma anında "yapacağınız" şeyleri
anlatırken ve
gelecekle ilgili yapacağınızı söylediğiniz ama yapma olasılığınız %50
yani; kesin olmadığında(olabilir de olmayabilirde) kullanırız. Fakat,
GOING TO ise %100
kesin yapacağınız şeylerde kullanılır. Bu ünitede bunu göreceğiz.
FORMÜL: özne+ am/are/is+ going to+ verb 1+ nesne...
ÖRNEKLER:
* I'm going to buy something special (Özel birşey alacağım.)
*You're going to get a present. (Hediye alacaksın.)
*What are you going to do for your birthday? (Doğum günün de ne
yapacaksın?)
*Are you going to have a party? (Bir parti yapacak mısın?)
INDIRECT OBJECTS: Dolaylı nesneler
I'm going to buy my mother something special (Anneme özel bir şeyler
alacağım.)
Alica is not going to give Dave anything (Alica, Dave'e hiçbir şey
vermeyecek.) INDIRECT OBJECT PRONOUNS: Dolaylı nesne zamirleri me, you,
him, her, us, them
I'm going to buy HER something special. (Ona özel birşey alacağım.)
Alicia is not going to give HIM anything.
AÇIKLAMA:
Dolaylı nesne ve dolaylı nesne zamirleri ise; Yani kişi zamirleri;insan
yerini tutan zamirler: Sana,bana,ona,bize,ben gibi. Bunun İngilizcesi de
me, you, him,
her, us, them dir. I/me, you/you, she/her, he/his, we/us, tyeh/them.
bana,ona, bize,onlara şeklinde çeviriyoruz. I'm going to buy HER
something special. anneme
demiyorum da ONA diyorum bu cümlede.
ÜNİTE 5
GEÇMİŞ ZAMAN (SIMPLE PAST; be born) lu cümleler.
• FORMÜL: Özne+ BE (past) + nesne...
- I was born in İçel (İçel'de doğdum.)
- You weren't born in İçel (Sen İçel'de doğmadın.)
-Did she move here last year? (O son sene buraya mı taşındı?)
Yes, she did. She MOVED in May. (Evet, taşındı. O mayıs ayında taşındı.)
-We lived there until I was six: 6 yaşıma kadar orada yaşadık.
Bu ünitenin geri kalanı past time ile kelime ağırlıklı konular. Smile
AÇIKLAMA:
Şimdi Geçmiş zaman cümlelerini biliyoruz. Özne+ Verb 2+ Nesne şeklinde
gider. Yani I went to Ankara. Gibi.
Ama eğer geçmiş zamanda kuracağımız cümleler de bir hareket yoksa yani
gitmek, yaşamak, yemek gibi FİİL(VERB) gibi, bu durumda BE yardımcı
fiilini kullanmak
zorunda kalırız. Başka türlü o cümleye geçmiş zaman havasını veremeyiz.
Zaten yukarıda ikisi içinde örnek verilmiş.
WERE: HE-SHE-IT, WAS İSE DİĞER ŞAHIS ZAMİRLERİNDE KULLANILIR. OLUMSUZ
HALLERİ WASN’T- WEREN’T
ÜNİTE 6
Is there? Are there? Yol tarifi
Is there/Are there? Var mı anlamında kullanılır. Is there"tekil"; are
there "çoğul" şeylerin varlığını sorarken kullanılır.
behind: Arkasında
in front of: Önünde
next to: Yanında
Between: Arasında
Inside: İçinde
Outside: Dışında
On first street: İlk sokakta.
On the corner of Main and First: İlk ana caddenin köşesinde Across (the
street) from opposite: Sokağın karşısında
* Is there an Internet café near here? (Buranın yakınlarında internet
kafe var mı?)
Yes, there is. There is one on Main Street(Evet,var. Ana caddenin
üzerinde bir tane var.)
No, there isn't (one). (Hayır, yok.)
*Are there any cash machines near here? (Buranın yakınında hiç para
makineleri[ATM] var mı? )
Yes, there are. There are some outside the bank. (Evet, var. Bankanın
dışında var.)
Yes, there's one over there. (Evet, orada bir tane var.)
No, there aren't (any) (Hayır, yok.)
BOOKSTORE: Kitapçı RESTROOM: Tuvalet/hela PAY PHONE: Ankesörlü/ Jetonlu
telefon A JEWELRY STORE: Kuyumcu RESTAURANTS: Lokantalar A KARAOKE CLUP:
GAS STATIONS: Benzinci
AN ELECTRONICS STORE: Elektronik mağazası
OFFERS AND REQUESTS WITH "Can" and "Could" (Teklifler ve Talepler....
can-could)
CAN yapabilmek anlamındadır. COULD ise taleplerini daha kibarca söylemek
için kullanılır. Ayrıca COULD "can"'in geçmiş zamanıdır da.
TEKLİFLER(OFFERS)
Can I help you? (Sana yardım edebilir miyim?)
What can I do? (Ne yapabilirim?)
How can I help? (Nasıl yardımcı olabilirim?)
TALEPLER( REQUESTS)
Can you help me? (Bana yardım eder misin?)
Can you tell me how to get to the aquarium? (Söyler misin nasıl akvaryum
alabilirim?)
Could you give me directions? (Bana yol tarifi verir misin?)
VİZE SONU

ÜNİTE 7
INFINITIVES FOR REASONS(NEDENLERLE/SEBEPLERLE MASTARLAR); IT'S +
ADJECTIVE + TO...
>Mastarları, yani infinitives, bir kişinin amacı hakkında konuşmak için
kullanılır.
> Infinitive kelimesini gördünüz mü aklınıza hemen "to" gelmeli çünkü
ancak "to" ile kullanılırlar.
> 7.ünitede ise "Infinitive" kalıbını, sebep ve ifadeler sonrası
mastarları için kullanabilirsiniz. ÖRNEK CÜMLELERE BAKALIM
+It's good TO SEE you again (seni yeniden görmek güzel)
+I'm going to Puerto Rico TO SEE my relatives.(Akrabalarımı GÖRMEK İÇİN
puerto rico'ya gidiyorum.) TO burada "için" manasına dönüşmüştür. TO SEE:
Görmek için
oldu. Bunun ne zaman "için" gibi manalara geldiğini anlamak için cümleyi
anlamak gereklidir arkadaşlar.
-Is it easy to find bargains online?(Çevrimiçi pazarlık bulması kolay
mı?)
+I need to go shopping TO GET a suitcase.(Bavul almak için alışverişe
gitmem gerekir.)
-It's easy TO DO (Bunu yapmak çok kolay.)
+I have to go online TO FIND a flight. (Bir uçak bulmak için internete
girmem gerekir.)
-It's not hard TO DO: Bunu yapmak zor değil.
ADVICE AND SUGGESTIONS (Tavsiye ve Öneriler)
> İnsanlara tavsiye ve öneri vermek "should, could, neet to" gibi
kalıplar kullanabilirsiniz. ADVICE(Tavsiye)
>What should I take? (Ne almalıyım?)
>Should I take these shoes? (Bu ayakkabıları almalı mıyım?)
>You should take a hat. (Bir şapka almalısın.)
>You shouldn't take high heels. (Yüksek topuklu almamalısın.)
>You could borrow your dad's hat. (Babanın şapkasını ödünç alabilirsin.)
>You need to have warm clothes. (Sıcak giyisilerin olması gerek.)
SUGGESTIONS (ÖNERİLER)
>DO YOU WANT TO pack some other shoes? (Başka bir ayakkabı paketi ister
misin?) >WHY DON'T YOU take a hat? (Neden bir şapka almıyorsun?)
>IT'S A GOOD IDEA TO pack a jacket. (Ceketi paketlemek iyi bir fikir.)
>TAKE a flashlight. (Bir el feneri al.)
>DON'T FORGET TO pack some batteries. (Pil paketlerini unutma.)
NOTICE: 134.sayfadaki "conversation strategy" konusunu çalışmayı
unutmayın. Burada sadece DİL BİLGİSİ anlatılmıştır.
ÜNİTE 8
• WHOSE...? POSSESSIVE PRONOUNS (KİMİN?... İYELİK ZAMİRLERİ)
Possessive pronouns Türkçe’ye genelde, benim ki, senin ki, onun ki diye
çevrilen kelimelerdir. En önemli özelliği kendisinden sonra isim
kullanılmamasıdır.
Aşağıdaki tabloları ve örnekleri inceleyiniz.
I BenMe Beni/BanaMy Benim Mine Benim kiYou SenYou Seni/SanaYour
SeninYours Senin kiHe O (erkek)Him Onu/OnaHis OnunHis Onun kiShe O
(kadın)Her Onu/OnaHer OnunHers Onun kilt O (cansız/hayvan)It Onu/OnaIts
OnunIts Onun kiWe
BizUs Bizi/BizeOur BizimOurs Bizim kiYou SizYou Sizi/SizeYour SizinYours
Sizin kiThey OnlarThem Onları/OnlaraTheir OnlarınTheirs Onların ki
KULLANIM
> Possessive Adjectives’lerden (my, your, his) sonra mutlaka bir isim
kullanırız.
- My hands are cold. (Ellerim soğuktur.) - My book is expensive.
(Onun kitabı pahalıdır) - Her teacher is from Canada. (Onun öğretmeni
Kanada’lıdır.)
> Possessive Pronouns’lardan (mine, your, hers) bir isim
kullanamayız. Aşağıdaki tabloyu inceleyiniz.
Possessive AdjectivesPossessive PronounsIt is my book (O benim
kitabımdır)It is mine (O benimkidir)It is your book (O senin
kitabındır)It is yours (O seninkidir)
It is his book (O, onun kitabıdır)It is his (O, onunkidir)It is her book
(O, onun kitabıdır)It is hers (O, onunkidir)It is our book (O bizim
kitabımızdır)It is
ours (O, bizimkidir)It is their book (O, onların kitabıdır)It is their
(O, onlarınkidir)
EXAMPLES (ÖRNEKLER) - Is this pen mine or yours? (Bu kalem benim ki mi,
senin ki mi?) - I didn’t have an umbrella. Sue gave me hers. (Benim
şemsiyem yoktu. Ann
kendisininkini bana verdi.)- It is our problem. Not theirs. (Bu bizim
problemimiz. Onların değil.)
> friend kelimesinden sonra genelde possessive pronouns kullanılır.
- He is a friend of mine. (O benim arkadaşım) - Are those girls
friends of yours? (Şu kızlar sizin arkadaşınız mı)
> Yukarıda belirtilen kurallara göre aşağıdaki cümleler yanlıştır.
- This is mine book. (Doğrusu - This is my book) - This book isn’t
mine. It is your. (Doğrusu
- This book isn’t mine. It is yours.)
ORDER OF ADJECTIVES; PRONOUNS "ONE" AND "ONES"
Örneğin, Bir mağazada ayakkabı almak istediğinizi söylüyorsunuz. Satıcı
size hangisi olduğunu soruyor. Siz de “kırmızı ayakkabı”yı almak
istiyorsunuz ama bunu
söylerken “kırmızı ayakkabı” demenize gerek yok. “kırmızı olan” veya
“kırmızı olanlar” diyebilirsiniz. Bu da ngilizce “one” ve “ones” ile
ifade edilir.
Yani, kısacası daha önce bahsetmiş olduğumuz ya da kişiler tarafından
bilinen bir şeyin tekrarından bahsetmemiz gerektiğinde One ve Ones
zamirlerini kullanırız
A:I like the big rug (Büyük kırmızı halıyı seviyorum)
B:I like the blue ONE in the middle. (Ortadaki mavi olanı seviyorum.)
Tekil şeyleri ifade edeceğinizde “ONE”
Çoğul şeyleri ifade edeceğinizde “ONES” kullanırsınız.
ÜNİTE 9
PAST cONTINUOUS STATEMENTS
İngilizce'de "Past Continuous" bir olayın bir zaman dilimi süresince
olmaya devam ettiğini belirtmek için kullanılır. Genellikle bağlaç
yardımı ile "Past Simple"
ile beraber kullanılmaktadır.
In English we use Past Continuous to talk about an action taking place
during a period of time. We usually use it with Past Simple.
FORM: was/were + verb + ing (ŞEKİL: was/were + fiil + ing)
USE 1 Interrupted Action in the Past (Kullanım Şekli 1 : Geçmiş zamanda
yarıda kesilen eylem)
Use the Past Continuous to show that a longer action in the past was
interrupted. The interruption is usually a shorter action in the Past
Simple. Remember this
can be a real interruption or just an interruption in time.
("Past Continuous" geçmiş zamanda yarıda kesilen (duraksatılan) daha uzun
süreli bir eylemii belirtmek için kullanılır. Kesilme genellikle "Past
Simple" formunda
meydana gelir.
Examples: (Örneğin : )
I was cooking dinner when she phoned. (O aradığında televizyon
izliyordum.)
When the phone rang, she was cooking dinner. (Telefon çalıdığında yazı
yazıyordum.)
While we were cycling in the park, it started to rain. (Biz piknik
yapıyorken yağmur başladı.)
What were you doing when the police turned up? (Deprem başladığında ne
yapıyordun?)
I was wearing earplugs, so I didn't hear my alarm. (iPod dinliyordum, o
yüzden yangın alarmını duymadım.)
You were not listening to the teacher when she gave us our homework.
(Fırını kapa dediğimde beni dinlemiyordun.)
While Alex was exercising, someone stole his bike. (Dün gece John
uyurken, birileri arabasını çalmış.)
William was waiting for me when I arrived at the station.. (Uçaktan
indiğimizde Sammy bizi bekliyordu.)
While I was watching TV, the power went off. (Email'i yazarken bilgisayar
birden kapandı.)
A: What were you doing when you had the car accident? (Bacağını
kırdığında ne yapıyordun?)
B: I was texting a friend. (Snowboard yapıyordum.)
USE 2 Specific Time as an Interruption (Kullanım Şekli 2 : Spesifik bir
zaman dilimi)
In USE 1, described above, the Past Continuous is interrupted by a
shorter action in the Past Simple. However, you can also use a specific
time as an interruption.
(Yukarıda açıklanan kullanım şekli 1'de "Past Continuous" "Past Simple"
formunda başka bir olay nedeni ile kesintiye uğramıştı )
Examples: (ÖrneklerSmile
Last night at 6 PM, I was travelling home. (Geçen akşam saat 18:00’da,
eve doğru yolda gidiyordum)
At midnight, I was still studying for my exam. (Gece yarısı vakti, halen
sınavıma çalışıyordum)
Yesterday at this time, I was sitting on a beach in Australia. (Dün bu
sıralarda, Avustralya’da bir plajda oturuyordum)
IMPORTANT (ÖNEMLİ)
In the Past Simple, a specific time is used to show when an action began
or finished. In the Past Continuous, a specific time only interrupts the
action.
(Geçmiş Zamanda bir eylemin ne zaman başladığı veya bittiğini gösteren
belirli bir zaman kullanılır.Sürekli Geçmiş Zamanda, sadece belli bir
zaman dilimi eyleme
ara verdirir.)
Examples: (ÖrneklerSmile
Last night at 6 PM, I travelled home. (Dün akşam saat 18:00’de, eve doğru
gitmiştim)
I started travelling at 6 PM. (Saat 18:00’de yolculuğa başladım)
Last night at 6 PM, I was travelling home. (Dün akşam saat 18:00’de, eve
doğru gidiyordum)
I started earlier; and at 6 PM, I was in the process of travelling home.
(Daha önce başladım; ve saat 18:00’de, eve yolculuk etme sürecinde
bulunuyordum)
USE 3 Parallel Actions ( KULLANIM ŞEKLİ 3 Paralel Eylemler)
When you use the Past Continuous with two actions in the same sentence,
it means that both actions were happening at the same time. The actions
are parallel.
(Sürekli Geçmiş Zamanı (Past Continous) iki eylem ile birlikte aynı
cümlede kullanırsanız, bu her iki eyleminde aynı sırada meydana geldiği
anlamına gelir.
Eylemler birbirlerine paraleldir.)
Examples: (ÖrneklerSmile
I was swimming while he was sunbathing. (O güneşlenirken ben yüzüyordum)
While Emily was cooking, Brian was doing his homework. (Emily yemek
pişirirken, Brian ev ödevini yapıyordu)
Were you listening when I was speaking to you? (Ben seninle konuşurken
sen beni dinliyor muydun?)
They were sitting by the pool, sipping cocktails, and talking about life.
(Onlar yüzme havuzunun kenarında oturuyor, kokteyllerinden yudumluyor, ve
hayat
hakkında konuşuyorlardı)
NOTICE: Geçmişte olmuş bir hikayeyi anlatırken past cont. kullanın ve
geçmiş eylemi simple past ile bitirerek tamamlayın. Wink
ÖRNEK
I was talking to a woman, and I missed my stop.
Kadınla konuşuyordum ve durağımı kaçırdım.
PAST CONTINOUS QUESTIONS; REFLEXIVE PRONOUNS(Dönüşlü Zamirler) PAST
CONTINOUS zamanını soru şeklini göreceğiz.
+WERE you SKIING with a friend?
No, I wasn't. I was by myself.
(Arkadaşınla birlikte mi kayak yapıyordun? Hayır, tek başımaydım.)
SIMPLE PAST soru şekli +DID you HURT yourself?
Yes, I DID.
(Kendini incittin mi? Evet, incittim.)
REFLEXIVE PRONOUNS(Dönüşlü Zamirler)
Dönüşlülük zamirleri ‘kendi’ kelimesinin şahıslara göre çekimlenmesi ile
ortaya çıkan zamirlerdir. Bu zamirler İngilizcede birinci tekil şahıs,
ikinci tekil şahıs
ve üçüncü tekil şahıs için “self’ eki ile, birinci çoğul şahıs, ikinci
çoğul şahıs ve üçüncü çoğul şahıs için ise “selves” eki ile
oluşturulmaktadır.
Dönüşlülük zamirleri cümledeki özne ve nesnenin aynı olduğu durumlarda
kullanılan zamirlerdir. Aşağıda tüm şahıslar için olan dönüşlülük
zamirlerini inceleyelim.
Kendim = Myself
Kendin = Yourself
Kendi (erkek için) = Himself
Kendi (kız için) = Herself
Kendi (insan dışı varlıklar için) = Itself
Kendimiz = Ourselves
Kendiniz = Yourselves
Kendileri = Themselves
ÜNİTE 10
COMPARATIVE ADJECTIVES
The Comparative Form Karşılaştırma durumu
The comparative form, which is made by adding -er or a preceding more to
the adjective, shows either a greater degree or makes a comparison
between two persons
or things.
Sıfatlara -er son eki eklemek ya da önlerine more kelimesi getirmek
yoluyla oluşturulan karşılaştırma durumu, ya sıfatın anlamını pekiştirir,
ya da iki kişi ya da
nesne arasında karşılaştırma yapılmasını sağlar.
Examples: Örnekler:
They chose a darker brown paint than their neighbors. Komşularınınkinden
daha koyu kahverengi bir boya seçtiler.
This apple is bigger. Bu elma daha büyük.
This apple is smaller. Bu elma daha küçük.
This man is taller. Bu adam daha uzun.
This man is shorter. Bu adam daha kısa.
Swimming is less dangerous. Yüzme daha az tehlikelidir.
Bungee-jumping is more dangerous. Bungee-jumping daha tehlikelidir.
More: Daha anlamında iken,
Less: Az anlamındadır.
Letters are more personal than e-mail: Mektuplar, e-postalardan daha
kişiseldir.
Video conferences are less expensine than trips: Video görüşmeleri
seyahatlerden az pahalıdır(yani daha ucuzmuş Smile ).
Bunun istisnai durumları vardır. Düzensiz fiiller farklı şekille
bürünürler.
GOOD> BETTER BAD>WORSE
FUN> MORE FUN (funner ya da funnier değil)
MORE, LESS, FEWER More: Daha fazla Less: Az Fewer: Daha az
SAYILABİLEN NESNELER İLE BİRLİKTE...
I get MORE calls than you(do)
You get FEWER calls than I do.
(1. Senden daha fazla arama yapıyorum. 2. Benden daha az arama
yapıyorsun.) SAYILAMAYAN NESNELER İLE BİRLİKTE...
I spend MORE time on the phone.
You spend LESS time on the phone.
(Ben telefonda daha fazla zaman harcıyorum./ Sen telefonda az zaman
harcıyorsun.) FİİLLER İLE BİRLİKTE...
She talks MORE than he does.
He talks LESS than she does.
(O, ondan daha çok konuşuyor./ O, ondan az konuşuyor.)
ÜNİTE 11
DESCRIBING PEOPLE; HAVE GOT (Açıklanan insanlar; var)
>HAVE GOT: "Var olmak" demektir. Bir kişi/lerde bir şeyin var olduğunu
söylemek için kullanırız. Amerika'da genelde "got" kullanılmasada
ingilterede "got" kullanılır. Bu ayrımı kafanızda tutun ki kafanız
karışmasın; bu durumla karşılaşırsanız.
>What does Hayley look like? (Hayley neye benziyor?)
She is tall and thin (O uzun ve ince)
>How tall is her father? (Babası ne kadar uzun?)
He's six (foot) seven (inches tall.)
NOTICE: Foot ve Inhes, onlara özgü bir boy ölçüleridir. Smile 1.70'im
derseniz ingilizler kös kös bakarlar. Bu ölçümler karşısında ise biz kös
kös bakıyoruz elbette.
Öğrenmek biraz zaman alabilir; ben daha öğrenme gereği hissetmedim. Uyuz
adamlar ya!
>What color is Hayley's hair? (Hayley'in saçı ne renk?)
It's blond: (sarışın)
Buraya kadar bir kişinin fiziksel özelliklerini tanımlayı öğrendik.
Şimdi, aynı şeyi have got kullanarak yapalım.
>Who has got curly hair?(Kimin saçı kıvırcık?)
I do. I've got curly hair. (Ben! Kıvırcık saçım var.)
>He's got blond hair (sarışın/sarı saçı var.)
I'VE GOT> I HAVE GOT HE/SHE'SS GOT> HE/SHE HAS GOT
PHRASES WITH VERB + ING AND PREPOSITIONS Fiiler+ing ve edatlar ile
Cümlecikler/Uyarılar
Vallahi tam çevirebildiğimi söyleyemem ama dilim döndüğünce anlatmaya
çalışayım. >İnsanları ve kimliklerini belirlemek için verb+ing ve edatlar
kullanılır.
ÖRNEKLER:
>She's the woman STANDING BY the table: Masanın yanında duran kadın.
WEARING black pants: Siyah pantolon giyen kadın.
>She's the one by the table (O, masanın ordaki kişi.)
with the long hair (O,Siyah saçlı kişi)
in the black shirt (Siyah gömlekli kişi)
>Which one is your roomate? (Hangisi senin oda arkadaşın?)
The woman WITH the long hair (uzun saçlı kadın)
>Who's the guy TALKING to Rosa's roommate? (Rosa'nın oda arkadaşıyla
konuşan adam kim? )
WITH the yellow pants? That's her brother. (Sarı pantolonlu olan mı? Onun
erkek kardeşi.) >Who's the guy IN the blue shirt? (Mavi gömlekli adam
kim?)
Which one? The one WITH glasses? That's Jason. (Hangisi? Gözlüklü olan
mı? O JAson.)
ONE ve ONES kelimelerinin genelde bizde doğrudan Türkçe karşılığı yoktur.
Bu kafanızı karıştırmasın. Muhakkak İngilizce de kullanın.
ÜNİTE 12
FUTURE WITH WILL, MAY and MIGHT + Gelecekle ilgili gerçekler ve tahminler
için WILL kullanırız.
>It'll be expensive to travel around Europe: Avrupayı gezmek pahalı
olacak.
>The baby will keep us busy: Bebek bizi meşgul edecek.
>I will be 25 in March: 25 Martta 25 olacağım.
>It won't (will not)be easy to find a jop. (Bir iş bulmak kolay
olmayacak.)
1+Gelecekle ilgili, %100 emin olmadığınız konuları konuşurken MAY ve
MIGHT kullanırız ki ikisi de aynı anlama gelir "olabilir".
2+Aynı zamanda "will" de kullanabiliriz ama tek başına iken olmaz. Yanına
I guess(tahminen), I think(galiba), Maybe (belki) ve probably(muhtemelen)
eklemek
gerekmektedir.
NOTICE: Yapmaya çoktan karar verdiğiniz veya tarsarladığınız, yani yapma
olasılığınız %100 olan gelecek konuşmaları WILL ile değil, "GOING TO"
VEYA "PRESENT CONT."
kullanın yani Şimdiki zaman. Şimdiki zaman kullanırken büyük olasılıkla
konuşma esnasında geçen konuların akışı yüzünden o cümlenin "gelecekle
ilgili bir hazırlık"
cümlesi olduğu anlaşılacak olsada tavsiyem gelecek belirten bir ifade
kullanarak karşıya yardımcı olmanızdır.
ÖRNEK:
I will move to Europe next year DEĞİL!
Gelecek zaman: I'm going to move to Europe next year. (Gelecek yıl
avrupaya taşınacağım.)
Şimdiki zaman: I'm moving to Europe next year. (Gelecek yıl Avrupa'ya
taşınıyorum.)
PRESENT TENSE VERBS WITH FUTURE MEANING IF: Şartlı cümledir ve "eğer"
manasını verir.
WHEN: "Ne zaman" "-DIĞI; -DIĞINDA anlamındadır. Bu konuda "Ne zaman şunu
yapsam bu oluyor, mezun olduğumda şunu yapacağım." gibi manalarda
kullanılmakta.
AFTER: Sonra demektir.
BEFORE: Önce demektir.
+What are you going to do WHEN YOU GRADUATE? (MEZUN OLDUĞUN ZAMAN ne
yapacaksın?)
-IF I GET good grades, I may go to law school. (EĞER GÜZEL DERECE
ALIRSAM, Hukuk fakültesine gidebilirim.)
+My parents will be disappointed IF I DON'T GO into law. (EĞER HUKUĞA
GİTMEZ İSEM ailem hayal kırıklığına uğrayacak.)
-AFTER I GRADUATE, I will be able to work in their firm. (MEZUNİYETİMDEN
SONRA onların firmasında çalışmam mümkün olur.)
+I need to decide BEFORE I GO home for the summer. (YAZ İÇİN EVE GİTMEDEN
ÖNCE karar vermem gerekiyor.)
--------------------------------
ARTIK DERS NOTLARI BİR TIK UZAĞINDA HEMEN ÜCRETSİZ ANDROİD UYGULAMAMIZI İNDİRİN


ANDROİD UYGULAMAYI İNDİR
Ara
Cevapla }}
Teşekkür Edenler:


[YAZI] Ata Aöf İngilizce 2 Ders Notu Konusu Araçları
Direk Link
HTML Link
BBCode Link
Paylaş


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  İNDİR Ata Aöf İngilizce Ders Notu Editör 0 111 06.10.2016, Saat:01:14
Son Yorum: Editör

Hızlı Menü: